Haberler:
A+ R A-

Kamikaze mimarlar İstanbul'u mahvediyor

Bu Ögeyi Oyla
(2 Oy)

 

Haliç metro geçiş köprüsü projesiyle yoğun eleştirilerin hedefi olan mimar Hakan Kıran, seçici olmayan meslektaşlarını “kamikaze mimarlar” diye adlandırıyor. İstanbul’un en güzel alanlarını mimarların ve müteahhitlerin yok ettiğini söyleyen Kıran, mimarların seçici olması gerektiğine inanıyor. Mimarların müteahhitlerin her dediğini yapmak zorunda olmadıklarını savunan Kıran’ın eleştirilen Haliç projesine güveni tam.

Hakan Kıran’ın çocukluğu Zonguldak’ta küçük bir madenci kasabası Kilimli’de geçti. Bugünün ödüllü mimarı o yıllarda mimarlık kavramının anlamını dâhi bilmiyordu. Ancak Fransız esintileri taşıyan kasaba büyülü atmosferiyle Kıran’ın hayal dünyasında farklı pencereler açılmasını sağlamıştı

mimarhalil-044

. Mimarlığı kazanıp İstanbul’a geldiğinde bir mimarlık ofisinde çaycılık ve temizlik işleri yapan Kıran, hayatta şansını kendi yaratanlardan. “Kimse size birşey vermez. Sahip olduklarınız sizin aldıklarınızdır” diyen Kıran, iz bırakan işler yapmayı genç yaşlarda yanında çalıştığı mimarlardan öğrendi. Mimarlığa değer verilmediği, mimarların karın tokluğuna çalıştığı bir döneme tanıklık eden Kıran, şimdilerde seçici olmayıp, müteahhitlerin sözünü dinleyen meslektaşlarını “kamikaze mimarlar” şeklinde eleştiriyor. Şartlar ne olursa olsun, mimarların her işe imza atmaması ve yeri gelince direnmesi gerektiğini savunan Kıran, “İstanbul’un en güzel alanını mimarlar ve müteahhitler yok etti. Mimarlar, eline üç kuruş alan müteahhittin her dediğini çizmek zorunda değil” diyor. Her okuldan mezun olanın mimar diye adlandırılmasını da eleştiren Kıran, kendisinin yeri geldiğinde ‘ben bunu yapmam’ dediğini ve tüm mimarların da bunu söyleyebilmesi gerektiğini savunuyor. Piyasa işleri yapmadığını ve mimaride trendleri takip etmediğini söyleyen Kıran, “Ben yapmazsam başkası yapacak” savunmasının bahaneden ibaret olduğunu düşünüyor.


Mimaride ortak karar olmaz

Haliç metro geçiş köprüsü projesi nedeniyle ‘İstanbul’un siluetini bozuyor’ eleştirilerine muhattap olan Kıran, bunların kendisini yıpratmadığını söylüyor. Projesine güvenen Kıran, “Herkesin mutabık kaldığı bir fikirde mimarlık olmaz. Mimaride kararlar güncel tartışmalarla verilmez. Kim ne derse desin, eser sonunda kendini gösterir. Sonucu en iyi zaman değerlendirir” diyor. Yapılan bazı eleştirilerin kıskançlık ve bilgisizlik koktuğunu belirten Kıran, bu tarz eleştirileri ciddiye almadığının da altını çiziyor. Projesi için dünyanın en iyi mühendislik şirketleriyle çalışıp, kapsamlı araştırmalar yaptıklarını belirten Kıran, İstanbul’da birçok yüksek bina ve köprü projesi yapılırken özellikle kendisine bu kadar eleştiri gelmesinden yakınıyor. Projesine güveninin tam olduğunu söyleyen Kıran, “Beni eleştirenlerin çoğu ülke kaynaklarını ve unvanlarını kullanıp hiçbir şey yapmamış. Bunlar benim gözümde yok olmuş insanlar. Yok olmuş insanların sesi de çıkmaz ki; Ben onları duymuyorum” diye konuşuyor. Ring İstanbul projesi ile 2011 Gayrimenkul Ödülleri’nde Karma Ödülü alan Kıran, çok tartışılan Salı Pazarı projesinde mahkeme aşamasının tamamlandığını ve yeni proje oluşturulduğunu ifade ediyor. Projesinin mahkeme boyutuna taşınmasından yakınan Kıran, “ Mimarlık hukukla yönetilir mi?” diye soruyor.


Parasız, ama idealistti

Mimarlığa okulun ilk yıllarında adım atan Kıran, çaycılığın ardından başarılı hocalarının yanında yer almak için kolları sıvadı. Başarının beklemekle gelmeyeceğini o yaşlarda idrak eden Kıran, “İstemeyi öğrendim. Bilmediğim bir şeyi birinin öğretmesini bana getirmesini beklemedim, ben çabaladım” diyor. Kıran, mesleğe ilk adım attığı yıllarda yanında çalıştığı kişilerin çok zor şartlarda yaşam mücadelesi verdiğini ve karın tokluğuna çalıştığını söylüyor. İnsanların mimarlara, berberlerinden daha az değer verildiği bir döneme şahitlik ettiğini belirten Kıran,“Mimarlar o dönem karın tokluğa çalışırken bile özgünlerdi ve idealist bir duruşları vardı” diyor. Tüm bunların yanında teknik bir çok kavramı yine bu mimarlardan öğrenen Kıran, uzun süre restorasyon alanında kendini geliştirdi ve kendi tabiriyle binaları sökerken yapmayı öğrendi.


hakankiraaile

Hayat tesadüfleri sever

En zor kademelerden adım adım geçerek ilerleyen Kıran’ın hayatı her ne kadar mücadele ile geçse de bulunduğu yerde şansın da etkisi göz ardı edilemez. Mimarlığın yanı sıra iyi bir müzisyen olan ve TRT radyosunda 4 yıl çalışan Kıran, konservatuar eğitimini yarıda bıraktı. Çocuk yaşta Ankaralı bir akrabasının hediye ettiği mandolin ile başlayan müzik yaşamı İstanbul’da para kazanmak için sahne almasıyla devam etti. Arkadaşları ile bir grup kuran Kıran, geceleri sahneye çıkıp okul ve yurt için gerekli parayı kazanıyordu. Bir arkadaşının gitar dersi almak için Özdemir Erdoğan’ın yanına gideceğini öğrenen Kıran, arkadaşına eşlik etmek istedi. Buradan sonra Timur Selçuk ve ünlü opera sanatçısı Saadet İkesus Altun ile tanıştı ve hocasının ona söylediği “sakın kendini küçümseme” sözü onu derinden etkiledi.

 

Müzik dolu yıllar

Sesini duyduğu zaman tüm hocaları çok etkilendi ve bu genç mimar adayına ücretsiz ders verip, müziğe kazandırmak için elinden geleni yaptı. Daha sonraları ise önünden geçtiği radyo ile müzik hayatı başka bir boyut kazandı. Bir elinde T cetveli bir elinde okul çantasıyla gezerken, TRT radyosunun önünde bir kalabalık Kıran’ın dikkatini çekti. O günü tatlı bir hatıra olarak anımsayan Kıran, “Nedenini bilmiyorum ama içgüdüsel olarak merak ettim ve ‘ne oluyor’ diye baktım” diyor. Kıran içeriye girince çok sesli koro seçmelerinde başvuru için son gün olduğunu öğrenir. Başvuru için bir fotoğraf ve günümüzde karşılığı yaklaşık 50 TL olan bir ücret ödemesi gerektiğini öğrenir. Ne var ki; Kıran’ın yanında ne fotoğrafı ne de parası vardır. Bu noktada devreye ikna kabiliyeti girer ve görevliyle ücret ve fotoğrafı teslim etmek için bir gün bekleme konusunda anlaşır. Ertesi gün parası ve fotoğrafıyla seçmelere giden Kıran’ın gördüğü manzara tam anlamıyla soğuk duş etkisi oluşturur. Çünkü herkes koridorda aileleriyle ses alıştırması yapıyor ve oldukça profesyonel görünüyordur. Kıran’ın ise tamamen amatör bir müzik geçmişi vardır. Ancak seçmelere katılmaktan vazgeçmez. Bunun nedeni ise koridorda gördüğü birbirinden güzel genç kızlardı.

 

Hayat arkadaşıyla tanıştı

Kıran, hayatının tümünü etkileyen bir karar alır. Çünkü hayat arkadaşı Tülin Kıran ile burada tanıştı. Seçmeleri tam puanla kazanan Kıran, daha sonra Tülin Hanım sayesinde konservatuara kadar gitti. Ancak konservatuarı tamamlayamadı. Bir hocası Kıran’a “Bana 2 yıl süre ver, seni dünyaca ünlü bir tenor yaparım ancak mimarlığı bırakıp bu ise odaklanacaksın” der. Hayatın en önemli kavşağında duran Kıran, tercihini mimarlıktan yana kullandı. İki iddialı işin birlikte yürümeyeceğine inanan Kıran,“Mimarlıktan vazgeçmem söz konusu değildi. Çünkü okula başladığım ilk günden itibaren mimari benim bir parçam olmuştu” diyor. Kıran müziğe profesyonel olarak devam etmediği gibi eşini de kendisiyle birlikte çalışmaya ikna etmiş. Konservatuar eğitimi alan Tülin Kıran şirket bünyesinde iç mimar olarak çalışıyor.


Dinlenmek için pasta yapıyor

“İnsan ömrü yok denecek kadar limitli” diyen Kıran, mimarlık ve müzikten sonra yemek sektörüne de el attı. Tüm bu alanda yaptıklarını iş ya da hobi olarak adlandıramayan Kıran, yemek yapmanın da hayatının bir parçası olduğunu söylüyor. Tüm yaptıklarında ortak paydanın bir şeyler yaratmak olduğunu dile getiren Kıran “Müthiş bir yapı inşa ederken de makarna yaparken de aynı hazzı yaşıyorum. Birinde görsel, birinde tat ve koku ile tüm duyularınızı tatmin ediyorsunuz” diyor. Gezi Pastaneleri’nin işletmeciliği ile yetinmeyen Kıran, tüm yoğun temposuna rağmen halâ mutfağa girip yemek yapıyor. Mutfakta iyi olduğunu söyleyen Kıran, gençlik yıllarından bu yana hergün sadece iki buçuk saat uyuyor. Kıran, çok yorgun olduğunda gece mutfağa girip bir pasta yapıp, bu şekilde dinleniyor. Yaptığı tüm işlerde asıl amacının eser bırakmak olduğunu belirten Kıran, mimaride bu izi yaratmanın birkaç yüzyıl, aşçılıkta yemeği tadan insan üzerinde birkaç saniye sürdüğünü dile getiriyor.


Da Vinci’yi araştırıyor

Dünyanın en büyük dâhilerinden Leonardo Da Vinci’nin en büyük hayallerinden biri Haliç’e bir köprü yapmaktı. 500 yıl kadar önce, dünyanın en büyük ve en ihtişamlı köprüsünü Haliç’e yapmak için Sultan II. Bayezid’e mektup yazan, ama saray görevlisince “İtalya Cumhuriyeti’nden bir gâvur” olarak nitelendirip dikkate alınmaması sonucu teklifine karşılık bulamayan Leonardo’nun içinde kalan büyük hayali, mektubunun 1950 yılında tesadüfen Topkapı Sarayı’nın arşivlerinde bulunması sonucu ortaya çıkmıştı. Birçok kişi Kıran’ın, Haliç Metro Geçiş Köprüsü’nü bu köprüyle aynı olduğunu düşündü ve yazdı. Ancak bu projenin Leonardo Da Vinci’nin hayalindeki köprüyle hiçbir ilgisi yok. Doğru olan tek nokta Kıran’ın mektupta sözü geçen köprü ile ilgili araştırmalar yapması ve konuya ilgi duyması.

 

gokturk-05


Müteahhitliğe soyundu

Hakan Kıran, Larus Palas projesiyle mimarlığın yanı sıra müteahhitliğe de adım attı. Kıran, kimseye kabul ettirmek zorunda kalmadan hayata geçirdiği bu proje için “Batar mıyım çıkar mıyım bilmiyorum ama bu tarz yapıların değerini anlayacak müşteriler olduğuna inanıyorum” diyor. Kıran, Kemerburgaz’da yükselen projesinde en ucuz malzeme nerede diye düşünmeden yatırım yaptığını söylüyor. Nefes alan bir bina inşa ettiklerini söyleyen Kıran, apartmanda yaşayıp müstakil ev lüksü sunacaklarını vurguluyor. Şimdilerde apartmanlarda yaşayanların kötü ses yalıtımı nedeniyle mahremiyetlerinin kalmadığını belirten Kıran, Larus Palas’ta kimsenin birbirinin sesini duymayacağını söylüyor. Evlerde perde kullanmaya gerek kalmayacak bir özgürlük alanı yarattıklarına inanan Kıran, yüzme havuzunu çatıya yaparak güneşten maksimum faydalanmanın yanı sıra kimsenin göz hapsinde olmadan güneşlenme imkânı sunacaklarını belirtiyor. 

 

 

Gülistan Alagöz

Yorum yaz

Yıldız (*) imi ile işaretlenmiş alanların doldurulması zorunludur. Yorum yazarken, bu alanları eksiksiz doldurduğunuzdan emin olun.

Register

*
*
*
*
*

Fields marked with an asterisk (*) are required.